Çok mutluydum, yazmıyordum, gerek yoktu. Yeterince yazmadığıma karar vermiş gibi hayat, bitti.
Sevgilim,
Yaklaşık yedi saattir minik bi çığlık atmadan sağ dizimi hareket ettiremiyorum, canımın acısından nefesim kesiliyor, mal gibi duruyorum hep. Ve cidden Allah yok tıp yalan, sen olsan böyle çok acımazdı gibi geliyor. Ben bunu asla bilemeyeceğim, şu an acıyor dizim, şu an sen yoksun.
Neden öyle oluyor ki. Nesini seviyorsun ki dediklerinde ağzımı açamadım ama mükemmel olmanı sevmiyorum ki ben senin, sabah uyandığındaki sesini seviyorum. Ayının biri olmama rağmen bana prensesim demeni seviyorum, Boynuna kafamı gömüp uyumayı seviyorum. Şaka yaparken istemeden kaşlarını kaldırmanı da seviyorum. Başka birinde anlam yüklersin başka birinde sevilir bunlar, yaşım da aşırı genç. Biliyorum hepsini, farkındayım.
Ama genç yaşımın bi ilkini seninle yaşamıştım. Hep kayıp hissiyatı, hep bi iç sıkıntısı, sürekli değişen çevre, yersiz yurtsuzluk, gitmişti.
Kendimi mal gibi yatırmadığımız fatura yüzünden elektriklerin gelmesini beklerken o evde EVİMDE hissetmiştim ben. İlk kez. EV. YUVA.
Aşk var. Tanımlasan aşk olmazdı zaten. Ama var. Psikanalizinize, yalnızlık hissinize sokturmayın, var işte. Ben oradaydım, gördüm. Huzur seviyorum ben, stabilite seviyorum, belki sen sevemedin. Bunları veya beni. Bi gecede bi daha hiç kaybetmeyeceğime inanmaya başladığım huzuru kaybettim.
Ölmedik. Neden ölmedik. Bilmiyorum.